Bileşik Kaplar Podcast
March 16, 2020

Korona’ya Abdest Aldırmak: Türkiye’de İslamcılığın Yeni Krizi

Korona’yı yoğun bir şekilde tartıştığımız şu günlerde bildiğimiz yegâne şeylerden biri uluslararası düzenin birçok açıdan etkilenecek olması. Birçok düşünür Korona’nın neo-liberal sistemin sorunlarını görünür hale getirdiğini savunuyor. Aynı zamanda, bu tartışmalar dışında popülist liderlerin Korona krizi sonrası iktidarlarını pekiştirip pekiştiremeyecekleri de tartışılıyor. Bu süreçte çalışma alanım olmasından dolayı ilgimi çeken başka önemli bir soru var: Türkiye İslamcılığı/İslamcıları Korona krizinden nasıl etkileniyor ve krizin aşılması sonrası yeni düzenden nasıl etkilenecek? Bu sorulara cevap vermenin kolay olmadığı aşikâr fakat sorulara cevap verebilmek için İslamcılığın krizlerle nasıl başa çıktığını ve ne gibi reaksiyonlar gösterdiğini anlamanın önemli olduğunu düşünüyorum. Genellikle İslamcılığın teorik arka planını etkileyen (küresel olmayan) bu krizler İslamcılığı birçok açıdan etkiledi. Korona krizi daha küresel bir kriz olmasına rağmen İslamcılığın düşüşüne karşı yükselen seküler dalganın şu sıralar revaçta olması krizin İslamcılık üzerine olan etkisini oldukça arttırıyor.

İslamcılığın yakın tarihinde yaşadığı üç farklı krizin İslamcılığın evirilmesinde büyük bir yere sahip olduğu ve günümüz politikasında önemli etkileri olduğu bilinmektedir. Bu krizlerden ilki Körfez Savaşı sonrası İslamcı hareketlerin Suudilere olan güveni kaybetmesiyle birlikte Suudi ekseninden çıkıp İran’a yakınlaşmasıdır. Suudi Arabistan’ın Amerika ile olan ilişkileri birçok İslamcı hareket tarafından kabul görmedi ve bu durumu fırsat bilen İran, 1991 yılında bir konferans düzenleyerek Filistinli İslamcı hareketlere destek sağlamayı amaçlıyordu.[1] Bu süreç sonrası İslamcı dünyada Şii öğretiden etkilenme giderek artmaya başladı. Özellikle İran İslam devriminde önemli yere sahip olan başlıca Ali Şeriati gibi düşünürler Sünni İslamcı hareketlerde daha mühim bir yere sahip olmaya başladı. Fakat ilerleyen yıllarda İslam devriminin beklenen etkiyi uyandıramamış olması ve aynı zamanda İslamcılığın başarısızlığına karşı yükselen sesler İslamcılığın ikinci krizine sebep oldu.

İkinci kriz, birçok akademisyen tarafından İslamcılığın iflası olarak adlandırıldı. Genel olarak, İslamcılığın Batı dünyasının kurduğu modern devlet ve ekonomi sistemine alternatif üretme girişiminin başarısızlıkla sonuçlandığı görüldü. Bunun üzerine birçok devlet ve/ya parti alternatif strateji belirleyerek modernite, sekülarizm ve demokrasi ile uyumlu bir yapı kurmaya çalıştı. Sosyolog Asef Bayat bu durumu post-İslamcılık olarak adlandırarak İran üzerinden açıklamak istedi. İlerleyen yıllarda AK Parti de, birçok akademisyen tarafından post-İslamcı hareketlere örnek bir siyasi oluşum olarak gösterildi. Post-İslamcı hareketler İslamcılar için büyük bir öneme sahipti çünkü devleti ele geçirme ekseninden sıyrılıp daha toplumsal bir İslamileşmeyi, demokratik bir şekilde sağlamayı hedefliyorlardı. Fakat, AKP ve Arap Baharı sonrası birçok ülkede olduğu gibi post-İslamcı hareketler başarılı olamadılar. Böylece üçüncü kriz başlamış oldu.

Üçüncü krizin etkilerini günümüzde İslamcıların çözebilecek gücü olup olmadığı oldukça tartışmalı bir konu. Özellikle İslamcı entelektüel eksikliğinin giderek arttığı Türkiye ve İran örneklerini düşünürsek bu durumun erken dönemde çözülebileceğini düşünmek doğru olmaz. Özellikle, İslamcı partilerin giderek otoriterleştirdiği ve birçok İslamcı hareketin otoriter lider ve partilerin tutumlarına cevap ver(e)miyor olması İslamcılığın büyük bir kriz içinde olduğunu gösteriyor. Peki, üçüncü krizin içindeyken ortaya çıkan küresel ölçekte birçok toplumsal meseleyi etkileyen Korona virüsü İslamcılığı nasıl etkileyecek?

Bu süreçte İslamcılığın propaganda araçlarının kısıtlanması en büyük sorun olarak gözüküyor. Özellikle televizyonlarda bilimin bu kadar ön planda olmasının çok önemli bir yer tuttuğunu söylemek yanlış olmaz. Gökhan Bacık’ın yazısında da belirttiği gibi “Modern Türkiye tarihinde toplumsal düzeyde ilk defa açık biçimde bilimin dinden daha birincil bir referans haline geldiğini gözlemliyoruz.[2] Bunun yanı sıra din adamları tarafından Dünya’da olan ve/ya belirli bölgelerde işlenen günahlardan dolayı bu tür musibetlerin başımıza geldiğini ifade eden cümlelerin oldukça az olması bilimin daha güçlü bir şekilde İslamcılığın üretebileceği söylemin karşısında olduğunu gösteriyor. Bilimin egemenliğinin giderek artıyor olması seküler dalgayı kuvvetlendirerek İslamcılığın Korona’nın etkileri devam ettiği sürece yeniden söylem inşa etmesini zorlaştıracaktır. Kısacası Bacık’ın yazısında vurgulamış olduğu dip seküler dalga güçlenecek önermesine kesinlikle katılıyorum.

Bilim egemenliğinin yanı sıra, camilerde ibadetlerin kısıtlanması İslamcıların organize olmasını oldukça zor bir duruma sokuyor. Vakit namazlarında cami çevresinde olan insanların (din görevlileri, muhtarlar, emekliler, vs.) günlük yaşamda birbirlerinden etkilenmesini büyük ölçüde zorlaştırıyor. İmamın namaz öncesi ve sonrasında yaptığı sohbetlerin (dini ritüel dışında) son bulması İslamcılığın cami etrafında yeniden var olmasını sonlandıracaktır. Fakat bunlar dışında asıl önemli husus Cuma namazlarının Türkiye’de kılınmamaya başlamasıdır. Toplumun büyük bir çoğunluğunun Cuma namazlarına katıldığı düşünüldüğü zaman etkinin ne kadar büyük olacağı anlaşılabilir. Türkiye’de bütün iktidarlar tarafından etkili bir şekilde “kullanılmış” olan Diyanet, şu dönemde hutbe ile ulaştırabileceği söylemlerin olamaması iktidarın “olası” önlem açıklığını gözler önüne serecek ve toplumun “kader” perspektifinden çıkarıp “bilim” eksenli bir perspektife doğru sürükleyeceği açıkça görülmektedir. İktidar’ın bu dönemde yapacağı söylemsel açıklamaların çok önemli olduğunu vurgulamanın önemli olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda ilerleyen günlerde “olası” artan vakalar ile birlikte Diyanetin iktidar tarafından daha etkili bir şekilde kullanılacağını ve daha etkin bir devletin ideolojik aygıtı olacaktır.

Bunların yanı sıra İslami hareketlerin Korona’ya karşı nasıl bir tutum sergileyeceğini önümüzdeki günlerde daha iyi anlayacağız. Sohbetlerin ve hasbihalin belirli dernek, cami ve kuruluşların çevresinde üretilmesi giderek zor bir duruma gelecektir. Bu durum İslami hareketlerin organize olma durumunu giderek zorlaştıracak ve kendi içine çekilmesi durumunu ortaya çıkaracaktır. Bacık’ın da vurguladığı gibi İslami hareketine sadakat konusunda sorunu olmayan bireylerin radikalleşmesine şahit olabiliriz. Fakat, ben asıl etkinin İslami hareketlere bağının çok kuvvetli olmadığı ve bir sosyal çevre olması dolayısıyla bağlı olan kişilerin bu durumdan fazlasıyla etkileneceği ve bir çeşit çözülmenin olacağını düşünüyorum. Burada yeniden üretilmeyen söylemin başka etkin söylemsel araçlar tarafından doldurulması muhtemeldir.

Sonuç olarak, Korona virüsünün ülkemizi etkilediği şu günlerde neo-liberal sisteme veya popülist liderlere yansımasının dışında Türkiye İslamcılığını da büyük ölçüde şekillendireceğine inanıyorum. Korona Virüsü kısa vadede ülkemiz tarafından atlatılmaz ise etkilerinin İslamcılardan oy alan bir parti için oldukça olumsuz olacağını düşünüyorum. Tabi bu yazıyı yazarken alternatif söylem arayışına başlamış olan iktidar yetkilerinin (Cami’de duaların okunması, Cuma namazının sembolik bir şekilde Millet Camisi’nde kılınması gibi) olayı krizden yeniden fırsata çevirmesi de olası gözüküyor. Kısacası, ilerleyen günlerde İslamcıları dip sekülerleşmeye kurban etmemek için Korona Virüse abdest aldırılabilecek mi yakinen göreceğiz.


[1] Oliver Roy, Siyasal İslamın İflası

[2] https://ahvalnews-com.cdn.ampproject.org/c/s/ahvalnews.com/tr/koronavirus/korona-sonrasi-islam-dunyasi-dip-sekuler-dalga-guclenecek?amp